semra's profile~✿~ εїз ѕємαятιzм εїз ~✿...PhotosBlogListsGuestbook Tools Help

Comments (368)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

minewrote:
Çok tatlı bir çift asil ve ileri görüşlü bir genç kadın...

Etkilenmemek imkansız.Mutlu ve sağlıklı bir yaşam dileğiyle iyi Ramazanlar
Sept. 2
July 21
COk guzel oLmus ellrıne sagLık bnde bekLerım aLanıMa

http://duygusuzgenc.spaces.live.com/
July 6
ayla aylawrote:
"GÖZYAŞLARINLA SEVMEK"
 
YOLDA YÜRÜRKEN, ya da arabanızla ağaçların yanından geçerken etrafı kaplamış hanımeli kokularını duydunuz mu bugün?..
Gitmek istemeyen baharla, gelmek isteyen yazın paylaşamadığı rüzgarlar bugün olabildiğince dağıtıyordu bu mis gibi kokuları…
Bir de sapsarı bir dolunay vardı, henüz binalar arasından ayrılıp göğe yükselmemiş..
Dolunay burcu burcu hanımeli kokuyordu bugün..
Güneş tüm hararetiyle yanarken, uzaklardan kara bir bulut geliyor, birkaç damla yağmuru serpiştirip yeni açmış güllerin üzerine, geri gidiyordu.. Etraf serinliyor, çiçekler ışıldıyor ve sanki ferahlıyordu.. Gök ağlıyordu sanki ve bu hüzne güller, hanımelleri, menekşeler, leylaklar katılıyor da onlar da yapraklarının kenarından sarkıttıkları birer damla yaş ile katılıyorlardı…

Ağlamak, sessiz sedasız olduğunda nasıl ferahlatıyor, nasıl bir lütuf oluyordu.
Ağlamak, hüznün, bazen çaresizliğin, bazen muhtaçlığın, bazen hüsranın taşıp gözlerden akmasıyla aslında insanoğlunun acizliğinin bir tecellisi, bir resmi oluyordu..

Ağlıyordu insan..
Elinden bir şey gelmediğinde, çaresiz kaldığında, kalbinde bir sızı duyduğunda, incindiğinde, canı yandığında, merhamet duyguları kabardığında..
Ağlıyordu insan..

Ne çok ağlayan insan gördüm.. Ne çok incinen ruh.. Ne çok yorgun beden..
Ama ben, bu gözyaşlarını sevdim.. Çünkü benliğin eridiğini gördüm gözyaşlarında..
Çaresizlik ifadesiyle yücelen yüce ruhlar tanıdım..
Bencillik yoktu gözyaşlarında, kibir yoktu..Sadece usul usul akan bir ruh vardı..

Hiç ağlamayan, kalbi burkulmayan, ağlamaya ihtiyaç hissetmeyen katı kalplerdense, acizliği yaşayıp hüzünlenen ve aslında ağlayarak Rahmet’e kalbini açanları sevdim.

Başka bir branş var mıdır acaba bu kadar gözyaşına şahit olan?..
Yoksa doktorlar mıdır insanların en gizli acılarına ortak olan?...

Uzun tedavi süreci sonrası taburculuğunda ağlayan, aylar sonra kontrole geldiğinde hislenip ağlayan, bazen kimsesizliğinden, bazen yoksulluğundan ama hep “çaresizlikten” ağlayan insanlar..

İşte zahirde çok büyük üzüntünün müsebbibi olacak bu manzaraları, sürekli gülüp oynayan ve kendini hiç çaresiz hissetmeyen daha büyük insan topluluklarıyla kıyasladığımda, kalbime daha yakın, daha munis, daha aziz ve daha kıymetli görünüyor.

Çünkü tüm donanımlara, tüm nimetlere sahip bir şekilde yaşayıp tüketen insanların pek çoğu belki ihtiyaç duymayı ve nimeti vereni bilmiyor.. Nimeti Veren’e yönelip ondan gözyaşlarıyla bir şey istemiyor..Her şey zaten avuçlarında, öyle hissediyor..Sanki dünyaya hükmedebilir, kendini öyle güçlü sanıyor..

Oysa ne kadar güçsüz ve acizdir insan..Aldığı havadan, içtiği bir damla suya kadar nasıl da muhtaç… Hayal yetisinden hafızaya, konuşmadan işitmeye kadar bunca kabiliyete nasıl da ihtiyacı var.. İhtiyacı var, ama farkında değil, çünkü eksikliğini hissetmemiş henüz..

İşte şahit olduğum nice gözyaşı, hep kainatın gerçek Sahibi’ne iltica edilecek bir dua ile sonuçlanıyordu..Bir şeyler noksandı, ve Noksansız olandan talep edilecekti..
Acizdi, Aciz Olmayan’a yönelecekti o noktada insan..
İşte gözyaşı sessiz sedasız ve şekvasız aktığında bu nedenle pek kıymetli, pek güzeldi..

Hisseden, samimi bir kalbin işaretiydi..

Bunun için artık gözyaşlarını seviyorum..Artık gözyaşlarını akıtan hastalar gördüğümde, “sabır” diyorum..”Sabır, geçecek, sadece birazcık sabır”….

Evet, kolay değil sabretmek bazen, biliyorum..Ama zahmette rahmet var ve Cennette yüksek makamlara erişmek kolay olmasa gerek..Bu nedenle belki ahiretteki mekanı yüce olacak kimselere daha çok gözyaşı ve daha çok sabretme imkanı sunuluyor kim bilir..

Akan gözyaşları ve gözyaşlarına karışık dualar kim bilir sonsuzlukta nasıl bir hal alacak ve nasıl bir güzelliğe götürecek bir gün sahiplerini…

İşte bu yüzden,
Artık, gözyaşlarını ve gözü yaşlı olanları seviyorum..
June 11
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir
şarkıya, bir
yazıya...
En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten
ağlatmak
zordur.
Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun
yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan,
gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini
yüreğe! İşte o zaman koca bir
yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını
çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der
içinden.
Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve
iğneler
saplamaktadır..
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.
İnce ince süzülür yaşlar gözünden;
önce birkaç damla, sonra bir
yağmur
seli...
Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar
kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada
bıraktığı
yaradır.
O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin
kalacağını
bilir
kadın;
o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları
olgunlaştırır.
Her damla, daha çok kadın yapar kadınları.Her damla
bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye
ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle
demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki
zehirdir
onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini
temizlerler yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba
dönüşür yaraları. Dönüşmemesi
lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı
öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar
kendini.
Sapan ruhların
doğru yolu bulması da yeni acılar demektir.
Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler
kendilerine
sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen
kadınlardır
aslında.
Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama
olgunlaştıkça,
o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde
küçülür...
Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman
kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok
bekar kadın var diye;
hepsi kariyer derdinde olan..Çünkü inançlarını
yitirdi o
kadınlar.
Zamanında
yüreklerine o kadar çok iğne saplandı
ki,,
o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka
bir doğru olmadığına
inanıyorlar,
o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki
sarıldıkları
adamlar,
onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların..
E o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki
olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da
kim, ne diye sormayın
artık.
Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine
sarılırlar
çünkü!..


June 10
<< First    < Previous    Next >    Last >>