sem's profile~✿~ εїз ѕємαятιzм εїз ~✿...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    3/31/2008

    Benzin deposu hangi tarafta

    Semartizm

    bugün aldığım bir mailin başlığı "Benzin deposu hangi tarafta" idi. Hakkaten benim başıma çok gelmiştir bu. Hatta belki birçok kişiye komik gelecek ama ben kendi arabamın benzin deposu hangi tarafta onu bile unutuyorum çoğu zaman. (aptallığımdan değil elbette, o kadar az kullanıyor ve o kadar uzun süre sonra benzin alıyorum ki unutuyorum.) Neyse mail şöyle devam ediyordu:Yabanci bir arabaya bindiniz veya araba kiraladiniz.
    Benzin azaldi. 
    Benzin istasyonuna gireceksiniz. 
    Acaba bu arabanin benzin deposu sagda mi yoksa solda mi?
     
    Cevap cok basit, benzin gostergesine bakin orada bir pompa isareti var.
     
    Eger depo sagda ise hortum ve tabanca pompa seklinin saginda, 
    solda ise hortum ve tabanca arabanin solunda. (resimlere bakınız!)

     


    İnsanlar bazen çok kolay olan ama gözden kaçan şeyleri böyle yakalamıyorlar mı bayılıyorum.
    Ha bi de ilkokuldan beri bayıldığım şeydir hani elimizi yumruk yapıp sayarız hangi ay 31 çeker hangisi 30 hesaplarız.

    eller

    benim gibi balık sevip hangi mevsimde/ ayda balık yenir bilmeyenler için ise ;
    JanuaRy
    FebRuary
    MaRch
    ApRil
    May
    June
    July
    August
    SeptembeR
    OctobeR
    NovembeR
    DecembeR
    YOU CAN EAT FISH:))
    INGİLİZCE AY İSİMLERİNE BAKIN HANGİSİNDE RHARFİ VARSA İŞTE O AYDA BALIK YENİRRRR





    3/20/2008

    Take That Rule The World Lyrics

    You light the skies up above me
    Sen benim üstümdeki gökyüzünü aydınlatıyorsun

    A star,so bright,you blind me
    Bir yıldız,parlaktı,gözümü kör ettin

    Dont close your eyes
    Gözlerini kapatma

    Dont fade away,dont fade away
    solma,solma

    Yeah,you and me we can ride on a star
    Evet,sen ve ben bir yıldızın üstüne binebiliriz

    If you stay with me girl
    Eğer benimle kalırsan tatlım

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    Yeah,you and me we can ligh up the sky
    Evet,sen ve ben gökyüzünü aydınlatabiliriz

    If you stay by my side
    Eğer benim yanımda kalırsan

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    If walls break down,I will comfort you
    Eğer duvarları yıkarsan,seni teselli ederim

    If angels cry,I'll be there for you
    Eğer melekler ağlarsa,senin için orada olacağım

    You've saved my soul
    Sen benim ruhumu kurtardın

    Dont leave me now
    Şimdi benden ayrılma

    Yeah,you and me we can ride on a star
    Sen ve ben bir yıldızın üstüne binebiliriz

    If you stay with me girl
    Eğer benimle kalırsan tatlım

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    Yeah,you and me,we can light up the sky
    Evet sen ve ben gökyüzünü aydınlatabiliriz

    If you stay by my side
    Eğer benim yanımda kalırsan

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you
    Senin için

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you,for you
    Senin için,senin için

    Yeah,you and me we can ride on a star
    Evet,sen ve ben bir yıldızın üstüne binebiliriz

    If you stay with me girl
    Eğer benimle kalırsan tatlım

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    Yeah,you and me we can light up the sky
    Evet,sen ve ben gökyüzünü aydınlatabiliriz

    If you stay by my side
    Eğer benim yanımda kalırsan

    We can rule the world
    Dünyaya hükmedebiliriz

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you,for you
    Senin için,senin için

    All the stars are coming out tonight
    Bütün yıldızlar bu gece dışarı geliyor

    They're lighting up the sky tonight
    Onlar bu gece gökyüzünü aydınlatıyor

    For you
    Senin için

     

    uzun süeredir böylesine şirin bir film izlememiştim. teşekkürler Defne...


    1/6/2008

    bez bebek

     
     
    Aslında herşey son italya gezisinde oldu. Orada yaşayan bir arkadaşım ısrarla beni bir mağazaya götürdü. Kuzeni açmış ve ben çok severmişim falan filan.
    Hakkaten inanılmaz güzel patchwork kumaşları ve hertür boyama takı ıvır zıvır malzemenin olduğu bir dükkan. eh gitmişken ayıp olmasın diye bişeyler alayım bari dedim. dedim de ne alayım zaten biçok malzeme ben de var. patchwork ise öteden beri bana hiç de cazip gelmez. nedense zor gelir. kumaşların cazibesi inanılmaz kabul ediyorum. eh bari şu hazır packlerden alayım oyalanır bebek yaparım dedim.
    edi (2)
    gördüğünüz gibi el kadar bez parçaları ve bi tutam yünvardı pakette sadece. kalem ruj oje benim ilavem.
    edi (3)
    içinden çıkan italyanca yazıda ise parçaları dikin birleştirin doldurun gözü ve yanakları boyayın yün parçasından saç yapın gibi basit cümleler vardı.
    edi (4)
    sonuç bu oldu ve çok keyif aldım. hemen bir başkasını yaptım
    edi
    Anaaaa ne güzelmiş yawfs ben bide hazır yeniyıl üzeri noel baba yaparım dedim
    noel (2) noel (4) 
    bu oldu. yani 3 tane bezden bebek. hehehe.
    bebe (9)
     
    ay ne güzel ne keyifli diyerek başladım internette aramaya. tabi bez bebek yazarak arayınca sadece o isimdeki dizi filme rasladım off acaba ingilizcesi nedir ki bunun diye başladım aranmaya. nihayet yavaş yavaş sonuca ulaşmaya başladım
    arama kelimelerim muslin dolls , felt dolls , softies , waldorf dolls olmalıymış meğerAçık ağızlı. Epey bi dolandım tabi ki. sonra başladım acaba evde olan kumaş yada giymediğim gömlek vs ile neler yapabilirim die tırmanmaya. uzun bacaklı kız geldi hemen
    uzunbacak
     her yaptığımdan sonra bir zafer edasına büründüm ve acaba daha ne yapabilirim die düşünmeye başladım.
    sablonn
    böyle bir şablon hazırladım ve hemen harekete geçtim. Bu arada bu kumaşın aslında kumaş değil de bir ayaykkabı torbası olduğunu ve benim genelde bu torbaları çöpe attığımı belirteyim.
    bebe (17)
     
    blue
     
     
    önceleri benimle dalga geçen ev ahalisi yaptıklarıma ilgi göstermeye başladı. hatta evde çalışan kadın bana dedi ki ben çok güzel patik örerim ama senin bebeklerin ayakları yok eğer ayaklı bir vücut hazırlarsan ben de ona patik örerim kazak örerim.....
     
     
    sablon
    hemen hazırladım.
    bebe (36)
    hakkaten çok da şirin minicik patikler ve minicik kazak pantalon örmüş şapkası bile var. Ev halkı artık benimle dalga geçmiyor. bu yaşta evcilik oynamakla da suçlamıyor hatta bana fikirler verip ya şurasını şöyle yapsan ... ya bu şöyle olsa fikir veriyorlar. ben de daha keyifli yapıyorum.
    rosa
     
    ayy ayy ayyy geçenlerde camper dan ayakkabı aldığımızda kırmızı torbası vardı ya ne oldu ona. atmadım dedğil mi yok yok atmamıştım henüz..
     
     
    noel
     
     
    peki ama ben bunları yaparken sevgil paşa ne yapıyor. zannediyor ki ona oyuncak yapıyorum çok seviniyor. sonra ben onları kaldırınca tepelere üzülüyor. kıyamam ben ona. o na da yaparımmmm.
    psafil  bebe (50)
     
     
    Peki nedir neden bu ev halleri derseniz. uzun süredir tüm ev ahalisi olarak rahatsız olduğumuzdan dolayı başka bişey yapamıyorum. Paşa yı hergün veterinere götürüyorum ve hergün evde herşeyi dezenfekte ediyorum.  Akşamları da televizyon karşısında elimde mini mini bez parçalarını dikiyorum.
    Tüm bunlar arasında PPL brövem, tabancam,yeni bi arabam oldu. Sevinecek zaman bile bulamadım:(
    10/18/2007

    resimleri nereden buluyorum

    Bana yöneltilen soruların büyük bir çoğunluğu, müzik eklemek, müzik URL si bulmak vs gibi görünse de en az müzik kadar soru aldığım diğer bir konu nasıl tablo yaptığım hatta hatta bu tobloları yaparken o güzel resimleri nereden  bulduğum(çok kolay internettenAçık ağızlı) ve hangi programları kullandığım oluyor. Burada bu sorulara bir açıklık getirmek istedim. Bu amaçla da özellikle çok severek dolandığım bazı illustratörlerin veya bu tip resimleri toplayan sitelerin resimleriyle birlikte linklerini vermeyi en doğru yol olarak gördüm. Zaman içinde internette dolanırken bunlar ve benzeri birçok siteye rastlıyorum. beğendiklerimi de kaydediyorum.
    tabi ki hepsinin üzerine tek tek sağ klik yapıp save as diyerek kaydetmiyorum. Komple bi çırpıda gezdiğim sayfalardaki resimleri kaydederek zamandan kazanıyorum. haaa bide şu üstünde sağ klik yapmaya izinvermeyen siteler var ya hani gıcııııııııık. nasıl mı yapıyorum ? Anlaşıldı siz benim hırsız blogumu okumamışsınız. İsterseniz okumak için burayı tıklayın önce. O da olmazsa sevgili hocam sismanadam sayesinde tanıdığım ve en favori proglarım arasında yer alan snag it programı sayesinde printscreen tuşuna gerek kalmadan şıp diye halledip alıveriyorum ekrandan istediğim görüntüyü. Ne diyorsuuunnnn. Hırsızlık mı? Emeğe saygısızlık mı? Yok yaw. Ben en azından mümkün olduğunca geriye liink veriyorum daha ne yapayım. Neyse bu konu karışık biraz biz sadede gelelim.
    Sonra yazdığım yazıya uygun olduğunu düşündüğüm resimi de ekliyorum. Eklerken bazen resmi olduğu gibi kullanıyorum ama genelde ben değişiklikler yapıyorum hatta bazen birden çok resmi bir araya getirip , grafik programlarıyla oynuyorum. Evet hazırsanız başlıyoruz.
     
    cb (1)
    Magiagifs
    animated gif mi ararsın,şirin sirin resimler mi hangi konuda ne ararsan var yani
     
    webjong
    Webjong 
    çizimlerine birçok sitede rastladığımız çok yetenekli bu arkadaşın tüm çizdiklerine hayranım gerçekten.
     
    echiechi
    echiechi 
    birzamanlar kendi sitesi vardı ama bugünlerde malesef kapalı. Fakat googledan arama yaptığınızda bile yüzlerce çizimini bulabilirsiniz.
     
    dochan
    Dochan 
    ben beyeniyoum
     
    yini
    Lili ya da yini 
    gördüğüm en romantik anime resimlerinin sahibi
     
     
    l
    Gorjuss 
    hakkaten gorjuss yani. Aynen webjong gibi heryerde rastlayabileceğiniz çizimlerin sahibi
     
     
    sayatoo
    Sayatoo sadece çizimleriyle değil müzikleriyle de çok beğendiğim flashla oluşturulmuş bana göre müthiş bir sitesi var.
     
    citronrouge
    CitronRouge 
    Geçen senelerde bilgeadamda yazılım uzmanlığı dersleri alırken, ben oluşturduğumuz bir form sayfasının arka fonuna buradan bir kız resmi koymuştum. (yazılımcılar tasarımcılardan pek haz etmiyorlar laf aramızda). sonra bir başka gün grup olarak yaptığımız bir proje de oluşturduğumuz formun renk ve düzenini ayarlama görevi bana düşünce bana söyledikleri ilk şey "yalnız aman, saçları uçusan anime kizlar ekleme lütfen"demişlerdi.Keh kehkehhh.
     
     
     
    kim minji
    Kim Minji 
    kendi sitesi var mı yok mu bilmem. Ben bi tür çin-japon(hangisi bilmiyorum gerçekten) sitesinde rastladım. Ama çook beğendim. hatta aynı adreste sldaki o garip çince yazılara tıklayarak başka illustratörlerin eserlerine de ulaşmanız mümkün. Aşağıdaki tanji yi ben dün ordan buldum mesela
     
    tanji
    Tanji yukarıda anlattığım gibi ...
     
     
    pikatori
    Pekori
    sayfaya girdiğinizde solda gördüğünüz minik resimlere tıklayın derim sadece:-)
     
     
    magnelia
    Magnetica inceleyin:)
     
     
    lindabronson
    Linda Bronson 
    daha çok kartpostal tarzı çalışmaları var ama değişik perspektif anlayışı bazı nesleri gereğinden fazla büyük ya da küçük çizişi ve renklerle oynayışı beni gerçekten mest ediyor. Nedense bu resimleri yağlıboya ile tuvaller üzerine aktarasım geliyor hep.
     
     
    Hertür çocuk ürünü için çizen hatta sadece çizim değil kil ve bulduğu hertür nesne ile çalışan biri
     
     
    charuca
    Caruca
    Değişik tipler yapıyor ve bunları tşört çanta vs üzerine uyguluyor
     
     
    digikgallery
    DigikGallery
    hemen hemen her tür anime çizimini barındıran bir site
     
     
    Çok güzel pixieler bir araya toplanmış
     
     
    country
    Country
    İnanılmaz güzel country tarzında siteler tasarlayan bir site. Yaptıkları işler incelendiğinde insanın yaratıcılığına olumlu yönde etki ediyor.
     
     
    kaoni
    Kaoani puff
    Bu mini mini smiley tarzı pufflar envai çeşit.
     
     
     
     
    descity2  mydeskcity
    Mydeskcity
    Evet evet biliyorumçinjaponca bir site. Ama ben bu siteyi bir cevher olarak görüyorum kesinlikle. Hatta sırf bu site yüzünden çinjaponca öğrenesim geliyor. Çünkü aslında bu sitede ne ararsan var. Hatta hayal ettiğinin ötesine bile rastlıyor insan. Sabırlı olup iyice karıştırmak lazım. Sol taraftaki linkler ve açılan sayfaların altındaki sayfa sayılarına tıklanarak nerelere nerelere gideceğinizi siz bile tahmin edemezsiniz. hatta şimdiye kadar vermiş olduğum tüm illüstratörlerin tüm çizimleri ve net üzerinde bulabileceğiniz hertürlü resimi aslında barındırıyor. EEE benden söylemesi.
     
    son bir-iki site daha vereyim ama resim yok. çünkü çoook fazla seçenek vardı seçemedim.
     
    Tüm bu sitelerden sonra önemli bir nokta var. Hemen hemen her site kendi bünyesinde links yada networks adıyla aslında sizi diğer grafik ya da illüstratör sayfalarına yönlendiriyor. Düşünün ki bir site en az 10-15 siteye link veriyor. e o sitelerde öyle. sonucunu varın siz düşünün. Yani ben yaz yaz bitiremem buradan. O yüzden en çok beğendiklerim arasından seçerek buraya ekledim. Sizlerin ekelemek istedikleriniz varsa buyrun yorum bölümüne ekleyin.
     
    PS: Sanırım bu blog sevgili zeynepce ve ebru için yeterlidir.  Hatta iyi ki vesile oldular da uzun süredir yapmayı düşündüğüm bu blog ortaya çıkmış oldu. Buradan teşekkürler.
    10/16/2007

    tongaya basmak, tongaya düşmek

    Muhtemelen birçogumuzun yaptığı bişeydir. Tuvalete girerken yanımıza okuyacak bişeyler almak. Hatta yakın çevremden biliyorum tuvaletinde mini kütüphane olanlar , orada kocaman romanları bitirenler bile var.  Ben mi? Tabi ki ben de alıyorum. benim tercihim genelde  penguen, uykusuz ve benzeri dergiler oluyor genelde. İşte hikaye de burada başlıyor. Bu dergilerden birinde adamın biri "basacak tonga arıyorum, basacak tonga arıyorum" diye bağırınarak dolanıyor. haaa! höööö! ney! derken birden kafam basıyor. Var ya bizde bir deyim
    "Tongaya basmak" ya da "Tongaya düşmek"
    iyi de , tamam da yıllardır bildiğim ve kullandığım bu tonga ne demek acaba. Bildiğim ne mi? Aslında çok da bişey bilmiyorum. tek bildiğim basmamak veya düşmemek gerktiği. Kötü bişey yani. İyi de neeeeeeeeeee?
    Derhal ev halkını toplayıp soruyorum önce. Kimse bilmiyor. Yapacak bişey yok. Kime soracağız. Yooo yooo yapacak bişey tabi ki var. yaşasın google ve yaşasın google image.

    tonga

    İşte bulduğum fotograflardan bazılarını sizler için derledim bile. Büyük okyanusta krallıkla yönetilen tek ülke olan Tonga, hakkında çok fazla bilgi bulunulabilen bi yer değil malesef. Ama fotoğraflara bakarak, üst soldan 3. hariç(deprem ve tsunami) , tonyaya basmak fena değilmiş gibi geldi bana. Tabi fotograflar bazen çok yanıltıcı olabiliyor özellikle turizm sektöründe. Kendi ülkemizden bir örnek. Fotoğraflardaki Pamukkale ile gerçek Pamukkale gibi:(. yoksa yoksa biz bu fotolara bakarak tongaya düşmeyelim sonra.

    Neyse neeerden nereye geldik. İyi de gerçekten "TONGA NE". Bi bilen var mı ki?

    εїз ѕємαятιzм εїз; --http://semartizm68.spaces.live.com

    10/10/2007

    tatil bitti

    Uzuuuuuuuuuuuuuuun bir aradan sonra tekrar merhaba...
    Sanki yıllar geçmiş gibi olsa da aslında topu topu (ne demekse) 20 gün falan anca oldu yazmayalı. Hoş 20 gün deyip geçmemek lazım. Neler neler oluyor bir saatte bile.
    Kaldığım yerden devam edeyim o zaman ben. En son Çıralı dayken yazmıştım ya hani.  Şimdi efenim dediler ki orada "burası caretta caretta ların yuva yaptığı yer. Sabah erkenden kalkar ve deniz kenarına giderseniz bir iki yavrunun denize ulaşmasına da siz yardımcı olursunuz." Yalaaaaaaaaaaaaan. Külliyen yalan hemde.
    Neyse, kendimce doğa ve hayvan dostu olan ben pek bi heveslendim son günümde bir işe yarayacağım düşüncesiyle. Heveslendim de kimseyi inandıramadım erken kalkabileceğime. Hayret bişey nerden bu kanıya vardılarsa:( Ama inat ettim ve kalktım. Hatta sevgili eşime de kalk dedim "Bana ne yaw keratalardan " diyerek uyumasına aldırmadım. Keşke aldırıp ben de uyusaymışım. Sabah sabah deniz kenarında tek gördüğüm yoga yapan turistlerdi. (sonuç yolculuk boyu uykusuzluk oldu sadece)
    Yolculuk deyip geçmemek lazım. Hele hele yol KAŞ-KALKAN-FETHİYE den geçiyorsa. Karar verdik kesinlikle seneye buralarda bir yerlerde tatil yapacağız.
    Fethiye nin tadı bir başkaydı. Yaklaşık 10 yıldır görmediğim bir arkadaşım orada oturuyor çünkü. Telefon ettim hemen buluştuk. Beraberce yemek yedik, ardından evinde kahve içtik. Duygu yoğunluğumu anlatmama imkân yok. Yeni doğmuş bebecik kızları kocaman olmuş neredeyse genç kız. Ama benim Fatoşum ve eşi Ahmet abi aynı. Sanki dün görüşmüşçesine sıcak ve sevecen bir hava ortada. Fatih onları sevdi onlar da Fatihi. Bense ortada mutlu maymun vaziyetinde. Garip ama bi o kadar da güzel duygular yaşadım. Kesinlikle karar verdik seneye Fethiye de tatil yapacağız.
    Yol uzun diyerek sarıla öpüşe ayrıldık arkadaşlarımdan taaaaa Bodrum a kadar yol var ne de olsa.  Size de oluyor mu bilmem ama ben bodrumu tanıyamıyorum artık. Eski halini arıyor gözlerim hep nafile...
    Klasik, her günümüzü bir balıkçıda geçiriyoruz. Gonca yer değiştirmiş ama yeni yeri daha güzel olmuş. Gümüşlük acayip olmuş. off trafik ne çok sanki hala yaz mevsimi vs vs.
    Aklıma geliyor bundan bi süre önce bi tanıdık söylemişti. Bodrum a gittiğinde muhakkak git. "Selahattin Pınar Çiftliği" var "Altın Bey" işletiyor, ama şimdiden söyleyeyim pahalıdır diye. Madem tatildeyiz neden olmasın. Arıyoruz Altın Bey i. Balık mı et mi yiyeceksiniz diye soruyor sadece. Tercihimiz balık tabii ki. Paşa yı söylemiyoruz ama bi taraftan benim içim içimi yiyor ya kabul etmezlerse diye. Boşuna.
    Kapılarda karşılanıyoruz. Altın bey bizim paşaya bakıyor ben tam eyvah diye düşünürken paşanın kafasını okşayarak "labradordan başka köpek tanımam" diyor. 1 -2 ay önce yanan canım ormanlık arazinin hemen dibinde kendi cennetini yaratmış. En fazla 7 masası olan bir restoran. Mükemmel denecek derecede güzel bir masa dizaynı. Tek istenen listeden içeceğinizi seçip numarasını garsona söylemeniz.  Sonrasında onlar sıra ile getiriyorlar her şeyi. Müzikler harika, ortam harika. HARİKA...
    Tıka basa doyduktan ve ağırlaştıktan sonra sevgilim hesabı öderken baya bi hafifledi. Hatta o kadar ki hala söyleniyor... Bense değdiğini söylüyorum, anlamlı bakışlarına aldırmadan.  Hatta şöyle bir iddiam bile var. Bir erkek olsaydım sevdiğim kıza orada evlenme teklif ederdim. Hayır deme şansı yok.
    TATİL BİTTİİİ…
    .
     
     
    TATİL BİTTİİİ…
     
     
     
    İstanbul’dayız artık.  Sevgilimin(hemen açıklık getireyim sevgilim dediğim kişi kocam oluyor ama kocam kelimesini bi türlü sevemedim) bi dolu işi birikmiş. Benim ise önümde girmem gereken bi sınav var. Öyle ya aylardır kursa gidiyorum, uçmayı öğrenmeye çalışıyorum. Offf ne zor ne zor şey şu sınav stresi.  Havalar da kötüledi mi ne? Nee sınav için sabahın köründe mi orda olacağız. Daha kargalar b.kunu bile örtmemişken hem de. Başlamadan belli oldu bu sınav zor olacak benim için. Yazılı kolay ne de olsa ezberlemem ve öğrenmem gereken sadece 200 soru var ve ben onları sular seller gibi biliyorum.  Memleketim gerçekleri bir kez daha kör gözüne parmağım şeklinde gözüme sokan, saçma sapan, anlamsız, geyik, rezil bir sınav oluyoruz hep birlikte Met-Air, Bon-Air, IHK olarak(neden mi, nedeni hakikaten burada yazamayacağım kadar geyik yoksa ben salak mıyım yaw niye çalıştım ki boşu boşuna bu sorulara)
    Yazılı sınavın ertesi günü hep birlikte öğle yemeği yenecek ve aramızdan(8 kişiyiz) 4 kişi sınava girecek. Uzaktan gelenler ya da bir işte çalışan arkadaşlar tekrar tekrar gelmek olmasın ilk biz girelim diyorlar. Ne kötü. Beklemek dünyanı en kötü şeyi benim için. Bekledikçe artar stres oysa. Ama yapacak bir şey yok kabul. Oysa ben ilkokuldayken aşıya geldiklerinde(o zamanlar öyleydi arada bir bizi aşılamaya gelirlerdi) ilk aşıyı ben olurdum ki ilk ben kurtulayım. Heyecandan ölebilirim.  Klüpte herkesin suratı bi karış. Herkesin gemileri karadenizde batmış. Kimse gülmüyor. Sınavdan çıkıp gelen arkadaşlar mutlu sadece. Ne de olsa dert bitti.
    Sınav da ne sınav ama. Uçağa biniyorsunuz, yanınıza daha önceden hiç tanımadığınız sivil havacılıktan gelme bi adam oturuyor.  O ne derse yapıyorsunuz ve karar veriyor amca geçtiniz mi kaldınız mı diye. İyi de sen kimsin kardeşim, sen ne kadar yetkinsin ben sana sorular sorsam sen ne kadar biliyorsun acaba diyesi geliyor insanın. Ne de olsa burası memleketim ya ve işler burada nasıl yürür ve kimler hangi konumlara nasıl gelir az çok biliriz ya hani.
    Yetmezmiş gibi hocamızın suratından düşen de ne ola. Yuh yani. İçim karardı. Zaten sınav için evden çıkarken hava zifir karanlıktı. Üstelik gökyüzü de karanlık. Sen de karart içimizi hocam.  Dün sınava girenlerden bi arkadaşı bıraktılar. Gün sonuydu ve çok yorgunlardı. Neyse ki bugün sınava ilk ben gireceğim. Heyecan zirve yapmış bi gitsek uçağa bi binsek bu heyecan azalacak adım gibi eminim. Hala bekliyoruz ya burada da. Binemedik bi türlü uçağa.
    Dedim ya heyecan zirve yapmış o sıra sevgili hocam “heyecanlanma hemşerim” diyor.  Bilenler bilir hemşerim ne demektir(bilmeyenler için söyleyelim pek iç açıcı bir şey değil). YUHHH hemşeri olmak için yanlış gün hocam. Asıl bugün senin desteğine ihtiyacımız var. (tabi ki son cümleyi sadece içimden söylemedim:)). İyi ki de öyle yapmışım:)
    Daha uzun süre bekledikten sonra (apron da bile) binebildik uçağa sonunda. İğğkkk. Yanımda biri var. Bu  mu beni sınava sokacak.  Yaklaşık 1500 feet te bulutlar başlıyor amca göl üzerine gitmek istiyor. Stol yapacakmışız. Nası yane?? Biz önce 1-2 meydan turu yapalım sonra gideriz diyorum. Deli mi ne? İsterse beni bıraksın. Ben bu havada o istediği hareketleri yapmam. Söylüyorum aynen.  (1-0)
    Bizden önce kalkan uçağın vortex inden etkilenmememiz için en az 12 dakika beklemeliymişiz (Ben olsam max 4-5 dakika beklerdim, hatta o kadar bile beklemezdim, çünkü yan rüzgar vardı)
    Biz beklerken yağmur da başladı. Neyse ben anladım bu amca benden daha heyecanlı.  Bende heyecan bitti zaten. Hatta bu amca birçok şeyi benden bile az biliyor be. Saçmalığın daniskası bi durumdayız.  Amca bana müdahalede bulunuyor, ben de müdahalesine müdahale sınav boyu. Sanırım beni hiç sevmedi. Olabilir ben de onu sevmedim zaten.  Çoktan bitse de gitsek moduna geçtim bile.  Öyle böyle derken tam iniş sırasında gerçekten tam da benim istediğim gibi o hiç dokunmadan güzel bir iniş oluyor. 
    SONUÇ: PPL SINAVINI GEÇTİM.  Yani pilotluğa ilk adımımı artık atmış oldum.  Brövemi bekliyorum sabırsızlıkla şimdilerde.
    .
     

     Bu kadar uzun yazı yazıp da link vermeden bitirdiğim görülmemiş şey.

    • Uzantısı  istanbul.com  olan email isterseniz  hemen  http://istanbul.com/ adresinden alabilirsiniz  gibi mesela.
    • http://gulaylaates.spaces.live.com/ adresine gidip aylanın sayfasını ziyaret edbilir ve mesaj bırakabilirsiniz mesela
    • http://ccczuhalccc.spaces.live.com/ yarın onun doğumgünü mesela
    • yoksa sizin feysbuk unuz yok mu hala. Aaaaa gerçekten mi yawfs. E ne duruyosunuz. Ortalık yıkılıyo ayol facebook diye diye.  Ben bile inat ettim ettim ama dayanamadım bu çılgınlığa. Beklerim arkadaşlar. Karıştırmayın lütfen 2 tane Semra Yener var ben yaşlı olanıyımSad 
     
     
     
     
    denizgok
    9/20/2007

    deniz ve tatil

    tatil icin ilk planlarimiz hep Cesme-Bodrum uzerineydi.Evcil hayvan kabul eden oteller vardi ne de olsa. Mamafih hic de ole
    diilmis.Konusup gorustugumuz tum oteller ya max 5.5 kilo ya da max 7.5 kiloya kadar pet kabul ediyorlar. Eeee bizim pasa 30 kusur kilo. Imkani yok diyet yaptirsak hatta olum orucuna da soksak o kiloya dusemez. Yazik, pek yazik oglusumuza... Ustelik
    o bir labrador, ustelik o bir su kopeegi, hatta ordek gibi perde ayakli bizim oglan. Bu yuzden tatile cikma telasimiz. Sirf
    onun icin.
    Yoksa bir karavan mi alsak/kiralasak offf yawf offf derken.Kuzenim geldi aklima. O Antaya da calisiyor.Ustelik hemen hemen
    tum otellerle is yapiyor. Hatta yanina en son gittigimde beni cirali diye biyere goturmustu. Bi suru bungalovlardan olusan
    mini mini oteller vardi. Daglarin eteginde, cam agaclari icinde denize sifir olan sulak hani kaplumbaga memleketi canim.
    anladiniz siz neresi oldugunu. Bi konussa kuzenim oradaki otel sahiplarinden biriyle....
    Buradayiz iste...Hepbirlikte. Ben Sevgilim ve kopeeem. Keyif yapiyoruz. Bi de yoga yapan turistler. Tv bile yok.Sorduk niye
    diye Konseptt dediler. Guzel, cook guzelmis buralar.
    Aksam hava kararinca ortaya cikan minik minik kirpi yavrulari var. Pasa ilkkez karsilasiyor kirpi ile. Dogal olarak
    koklayarak taniyacak ya bizim oglan. Ilk denemeden sonra hemen ogrendi. "Himmmmm. Bu garipbir yaratik! Bir daha
    koklanmayacak" seklinde. Simdi kirpileri gorunce hafiften yol degistiriyor. Tek aksilik bu degil pasa icin:))
    Bizim oglan apartman cocugu, muhallebi cocugu ya, dolayisiyla narin tabi biraz. Simdi soyle aslinda.. Burada boydan boya
    uzanan kumsal pardon yani tassal demek daha dogru var. Kumdan cok daha fazla taslar. Bizimkinin patileri sadece cimen, parke ve hali gordugu icin simdiye degin. Acidi patileri...O kadar komik sekilde yuruyor ki taslar uzerinde..
    Dun sahilden otele kadar kucaginda tasidi pasayi sevgilim. Gitti bizim karizma. Eksi sifirlarda surunuyooo.
    Medeniyetle bagimiz yok degil elbette. Mesela bu laptop, cep telefonlarimiz, arabamiz,daglar yuzunden cekmeyen radyosu ve
    televizyonu. Tek umudum arabadaki tv idi oysa.Ama sevgilim bi tane benim. Burada bile kacirmadim birdirbir geceyi :)Sevgilim Kemer e goturdu beni sirf diziyi seyretmek icin:) Ayrica dun gece Antalya ya kuzenimi gormeye gittik. Yeni evi cokk guzel
    bayildim. Gule gule otursun. Ev hediyesi olarak ona aldigimiz kahve makinasinin ve dolayisiyla evin ilk kahvesinin tadina
    baktik hep birlikte. Ardindan 7Mehmet de guzel bir aksam yemegi. Ya ben bu kuzenimi cok seviyorum. Doyamadim yine ona.
    Koklaya koklaya optum yanindan ayrilmadan. Cicek gibi kokuyor... Umarim biz burdan ayrilmadan yine gorebilirim onu.
    Istanbula donusumuzu 4-5 gune yaymaya karar verdigimizden daha erken ayrilacagiz buradalardan. yani kas-kalkan bodrum izmir ..vs seklinde donelim diye. pasanin da kalabilecegi yerleri bulabiliriz umuduyla yine... bakalim nasil olacak henuz bir
    muamma.
    Tipki benim ucak brovesi icin sivil havaciliktan gelecek olan kisiler gibi. Hemen hemen hergun ariyorum klubu. Geldiler mi
    geliyorlar mi. hala bir haber yok. Iyi mi kotu mu derseniz aslinda iyi. Cunku geldikleri an istanbula sinava gitmem gerekiyor bir gunlugune. Bu durumda gelmemeleri iyi elbette. ama bu ha geldiler ha gelecekler ruh durumu insani rahatsiz ediyor.
    Aman neyse canim. Nasil olsa arayacaklar geldiklerinde...Ben en iyisi gidip denizime gireyim.... 

    Not: burada hersey guzel herseyhos. Iki seyi ozluyorum. Ucmak ve kendi bilgisayarim tabi kii de:Smile

    9/10/2007

    müzik eklemek, yüklemek, space de müzik, URL

    Yıllardır birilerine nasıl müzik eklenir, URL nedir anlatıp duruyorum.  Deli çıktım yawf. Alın son kez anlatıyorum. İstediğiniz Şarkıyı kendiniz ekleyin. İstediğiniz gibi kullanın. Müzikupload edilebilecek yüzlerce yer var net ortamında. ben bunlar içinden sadece 1 tanesini seçtim. yani websamba ne ilk ne son bedava hosting dir. sadece örnek olması adına aklıma ilk gelen yerdir sadece. diğer tüm hostingler de aşağı yukarı aynı şekilde çalışırlar. sonuçta bilgisayarınızdai herhangibir dosyayı müzik resim ..vs internet ortamında bir yere upload eder ve adresini kullanırsınız.

     

     
    BİLGİSAYARIMDAKİ BİR ŞARKIYI NASIL YÜKLERIM??
     
    Tabi ki bir hosting firmasına... Bazıları üyelik ister bazıları istemez... Websamba üyelik istiyor. ee olalım ozaman..
     
     
    http://www1.websamba.com/ adresine giriyoruz. Solda "SIGN UP" yazısına tıklıyoruz. bakınız resim1 
    Çıkan ekranı kendi bilgilerimize göre dolduruyor ve Create tuşuna basıyoruz. bakınız resim 2
    Hesabınızı aktifleştirmek için bir e-mail adresi alacaksınız die bir yazı gördüyseniz doğru yoldasınız demektir. bakınız resim 3
    Bu durumda verdiğiniz e mail adresini kontrol etmeye başlayın. lütfen gelen kutusu(inbox)dışında önemsizpostalarınızı(junk) da kontrol ediniz. size gönderilen mail içindeki link e tıklayarak avtivasyon işlemlerinizin başlamasını sağlayın. bakınız resim 4
    işlemleriniz tamamlandığında size kullanıcı adınızı ve şifrenizi içeren  yeni bir email gönderilecek. bakınız resim 5
    bu yüzden biraz sabredip bekleyin.
    EEEE bekledim bekledim bi yanıt gelmedi diyorsanız..
    http://www1.websamba.com/ adresine tekrar gidin. "SIGN UP" yazısının altındaki "MEMBERS LOGIN" yazısına tıklayın.
    Açılan ekrandan "Lost You Password" yazısına tıklayın. bakınız resim 6
    Açılan ekrana kayıt sırasında girdiğiniz email adresinizi yazın.
    Size kullanıcı adınızı ve şifrenizi göndereceklerdir. bakınız resim 7
    Lütfen bu maili iyi saklayınız. Çünkü size verilen web adresi lazım olacak ilerleyen safhada... bakınız resim 8
    Buraya kadar herşey tamamsa artık hesabımıza girip müzik yükleyebiliriz.
    http://www1.websamba.com/ adresinden "MEMBERS LOGIN" yazısına tıklayın.
    Açılan ekranda bize gönderilen kullanıcı adı ve şifre ile giriş yapalım o zaman. giriş yaptıktan sonra istediğiniz zaman "change your password"ile şifrenizi değiştirebileceğinizi unutmayn.Şahsen benim ilk işim o oldu.
    File Manager a tıklayalım bakalım bu arkadaş ne müdürüymüş görelim. bakınız resim 9
    Gördünüz mü? Oldukça fazla şeyler yapabiliyormuş bu manager.  Aferin ona ama bize şimdilik sadece Upload kısmı ilgilendiriyor.
    Tıklayalım o zaman. bakınız resim 10
    Browse tuşuna basarak bilgisayarımızdan yüklemek istediğimiz müziği bulalım önce, bulduktan sonra da upload butonuna basalım.
    bu arada "Show progress bar" seçili olursa yüklemeyi görebiliriz. bakınız resim 11
    yükleme hızını hem sizin hızınızın hem de karşı tarafın hızının etkileyeceğini unutmayın ve yükleme bitinceye kadar sabırla bekleyin. Gidip yemek yiyin mesela.....
    yükleme bittiğinde file manager sayfasına dönecek ve şekildeki gibi bir görüntü oluşacaktır.bakınız resim 12
    Hani lütfen gelen maili saklayın demiştim ya . İşte o maile bakmanın tam zamanı. Bakın bakalım web adresiniz neymiş.
    Benim adresim http://www31.websamba.com/semrag idi mesela. Bu durumda müzigimin adresi
    http://www31.websamba.com/semrag/Cennet.mp3 olacaktır.
     
    SPACE IMDE NASIL MÜZİK ÇALARIM
    evet buraya kadar yaptığımız tüm şeyler bilgisayarımızdaki bir müzik parçasını internet ortamında depolamak oldu. yani artık bir URL miz var. Peki ama bunu Space imizde nasıl çaldıracağız. tabi ki media player ekleyerek. O yüzden Space imizi açıyruz önce. Sonra sağ üst köşeden özelleştir yazısının yanındaki ok a tıklıyoruz. modüller i seçiyoruz. bakınız resim 13
     açılan modüller seceneğnden diger i seçiyoruz -windows media player ı görüp  göster e basıyoruz. Save ledikten sonra, artık şarkımızın adresini girebiliriz. bakınız resim 14
     
     
     
    8/31/2007

    Tesekkurler ve Avril Lavigne Tables

    böylesine güzel bir çiçeğe nasıl teşekkür edilir bilemedim açıkcası. ben de en iyi bildiğim yoldan yani buradan teşekkür etmeye karar verdim.
    Zeynep hanım, bu şık davranışınız için gerçekten çok teşekkür ederim. Açıkcası sizden sadece bir teşekkür telefonu gelebileceğini düşünürken, eve geldiğimde bu çiçekle karşılaşmak, hele hele kötü hem de çok kötü geçen bir günün ardından karşılaşmak, inanılmaz keyifli ve onore edici bişeydi benim için. ayrıca çiçeklerinizin gelmesinde midir keramet yoksa başka bişeyde midir bilemem ama kötü olan herşey birden güzelleşmeye başladı. Sonsuz teşekkürler...

    Size ve hayatımı yeniden güzelleştirenlere...

    .
     
     
    bu arada Avril Lavigne tablosu isteyenler için 1-2 tablo yaptım. Arzu eden kullanabilir. 
     
    ***********************************************************
     
     
    <DIV align=center>
    <TABLE height=374 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=502 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjaEbGSQxXxE4lk701fo6uoBSKWENtQuHhC5OahlFpt-6vorAqGGpACCi1ly1ll_HRc border=0>
    <TBODY>
    <TR>
    <TD width=235 height=37>
    <TD width=225 height=37>
    <TD width=42 height=37>
    <TR>
    <TD width=235 height=297>
    <TD width=225>
    <DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 225px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 297px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3>yazılar buraya</FONT> </DIV>
    <TD width=42 height=297>
    <TR>
    <TD width=235 height=40>
    <TD width=225 height=40>
    <TD width=42 height=40><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
    http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
    .
     
     
    *************************
     
     
    <DIV align=center>
    <TABLE height=400 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=329 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjZn9D1C4sIkCsuHfo4tOJVVF3Ds5myynSaKT8vYXdef9SPAmw8UtIj_bwrILEe4n0E border=0>
    <TBODY>
    <TR>
    <TD width=20 height=234>
    <TD width=289 height=234>
    <TD width=20 height=234>
    <TR>
    <TD width=20 height=145>
    <TD width=289>
    <DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 289px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 145px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3 ;>yazılar buraya</FONT> </SPAN></FONT></DIV>
    <TD width=20 height=145>
    <TR>
    <TD width=20 height=21>
    <TD width=289 height=21>
    <TD width=20 height=21><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
    http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
    .
     
    ********
     
     
    <DIV align=center>
    <TABLE height=376 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=503 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjZxM6mtbYXQ-BuNvIzfsZ7Zh6AXEkfrmVyqjgiTKhapB0-l0DBazkbv3HtOl5NxCTw border=0>
    <TBODY>
    <TR>
    <TD width=120 height=91>
    <TD width=308 height=91>
    <TD width=75 height=91>
    <TR>
    <TD width=120 height=269>
    <TD width=308>
    <DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 308px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 269px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3 ;>yazılar buraya</FONT> </SPAN></FONT></DIV>
    <TD width=75 height=269>
    <TR>
    <TD width=120 height=16>
    <TD width=308 height=16>
    <TD width=75 height=16><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
    http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
    .
     
    *****
     
     
    <DIV align=center>
    <TABLE height=400 cellSpacing=0 cellPadding=0 width=477 background=http://blufiles.storage.live.com/y1pLzCSIcASJjb-6QALbirO5sb4WvXt8ob7WHpOEpl57koRDdPlyGP1kALc3HnZjdoBlfDND-qwukQ border=0>
    <TBODY>
    <TR>
    <TD width=17 height=16>
    <TD width=220 height=16>
    <TD width=240 height=16>
    <TR>
    <TD width=17 height=360>
    <TD width=220>
    <DIV style="SCROLLBAR-FACE-COLOR: #ffffff; OVERFLOW-X: hidden; SCROLLBAR-HIGHLIGHT-COLOR: #ffffff; OVERFLOW: scroll; WIDTH: 220px; SCROLLBAR-SHADOW-COLOR: #ffffff; SCROLLBAR-3DLIGHT-COLOR: #000000; SCROLLBAR-ARROW-COLOR: #000000; SCROLLBAR-DARKSHADOW-COLOR: #000000; HEIGHT: 360px"><FONT face="Trebuchet MS" color=#000000 size=3 ;>yazılar buraya</FONT> </SPAN></FONT></DIV>
    <TD width=240 height=360>
    <TR>
    <TD width=17 height=24>
    <TD width=220 height=24>
    <TD width=240 height=24><A title="This table was made by ✿Semartizm✿" style="TEXT-DECORATION: none" href="
    http://semartizm68.spaces.live.com/"><FONT face=Verdana color=#ffffff size=2>.</FONT> </A></TD></TR></TBODY></TABLE></DIV>
    .
    8/22/2007

    ...

     
    Uzun süredir bilgisayarım format yüzü görmedi. Artık isyanlarda. Biliyorum. Üstelik kim değil ki? Ama çok üşeniyorum. Ya nedir bu, bu işin kolayı yok mu diye aranırken, Acronis True Image diye bişey gördüm. Off süpermiş bu ya.. Hatta bir arkadaş hiç üşenmemiş, kullanım klavuzu bile hazırlamış. bakınız..
    Neyse, durum budur yanii. Şu an format hazırlıklarındayım. Daha doğrusu formatlıyorum. Istediğim hale gelince, yaşasın acronis diyeceğim.
    tüm bunlarla uğraşırken , yeni birşeyler yazmaya veya yeni birşeyler çizmeye zamanım yok. O yüzden tablo da yazı da aslındaEbru nun spaceinden. Haa bunlara ne gerek vardı yazmasaydın diyen elbette çıkabilir. ama Yeşim arkadaşım istedi. Aşkı uğruna Antalya ya gelin giden, ve bu sıcaklarda oralarda yanıp kavrulan, bana Antalyanın en güzel reçellerini gönderen arkadaşım için.

    “Dünyada içtenlikle istediğim ve bana yaşamı sevdiren bir ikili var. Aşk ve özgürlük. Aşk uğruna gerekirse yaşamımı veririm ama özgürlük uğrunda aşkımı harcarım” Victor Hugo

    Aşk, yaşamadan anlaşılmayan tek şeydir. İnsanı ummadığı anda yakalayan, insanın doğasını allak bullak yapan duygu selidir aşk. Ne planı programı vardır. Ne de mantığı vardır. Aşk, hangi insanın hayatına girmemiştir ki. Hangi insan aşkı yaşamadım diyebilir ki. Ne derse desin aşk bir gün çalar kapıyı. Çaldığında davetsiz bir misafir gibi patavassızca girer içeri. Girdiği gibi de çıkmaz bir daha oradan. Çıkarken de en tarifsiz acıyı yaşatır, sadece yaşayanın bilebileceği acıyı. Yüreğiniz yanar için için. Ve bu anlarda bir seçim yapmak zorundaysanız "Aşk mı Mantık mı, ?" sorusuyla yüzleşir dururuz. Ara ara "kendinizi mantıklı olmaya davet edersiniz”. İşte o duygunun yoğun yaşandığı anlarda bu iki kelimenin arasında kalır, hem duygularımızı hem de mantığımızı çıkmaza sürükleriz. En önemli kararları verirken hep karşımıza çıkar aşk ve mantık. Düşünüp dururken, aşk mı, mantık mı ? derken bir bakarız karar vermişiz.

    M.Ö.800’lü yıllar. Truva prensi Hektor kardeşi Paris ile Sparta’ya kral Menaolas’ı ziyarete gitmişlerdi. Kral Menaolas’ın dünyalar güzeli karısı Helena ve Paris birbirlerini gördüklerinde birbirlerine vuruldular. Barış için yapılan bu ziyaretin Truva savaşının tohumlarını atacağını kim bilebilir di ki ?. Ve Paris Helena’ya olmadık bir şey teklif etti.” Seni kaçırıp Truva’ya götüreceğim”. Helena da bu olmadık teklifi kabul etti. Gizlice gemiye binen aşıklar, Truva’nın yolunu tuttu. Yolda kardeşinin Helena’yı gemiye bindirdiğinden habersiz olan Hektor, geminin gizli kamarasında Helena’yı gördüğünde onu geri götürmek istedi. Fakat artık her şey için çok geç olduğunu biliyordu. Çaresiz olarak Truva’ya doğru yol aldı.Kral Menaolas sabah uyandığında karısı Helena’nın Paris’le gittiğini öğrenir.

    Artık savaş için bütün sebepler mevcuttur. Sparta halkı ve Yunan halkı Truva’yla savaş için gemilerle yola çıkmışlardır. Truva bir süre sonra yerle bir olur, ne Hektor kalır, ne Paris ne de Helena.

    Oysa Paris, genç bir prens’ti ve önünde bir krallık yatıyordu. O mantık yerine aşkını tercih etmişti. Krallığı elinden gittiği gibi, ailesi, ülkesi ve her şeyi elinden alındı. Pek çok acıyı yaşadı. Sizce Paris ve Helena doğru yolu mu seçmişlerdi ?

    Sultan Süleyman, derin bir aşkla Hürrem Sultan’a bağlıydı. Roksana isimli Ukrayna asıllı bu güzel cariye Süleyman’ın gözdesi olmuş ve Süleyman’a nikah yaptırmayı başaracak derecede kendisine aşık ettirmişti. Fakat bir problem vardı. Süleyman’ın önceki eşinden olan Şehzade Mustafa, babasının yerine namzetti. Bu problemin çözülmesi gerekiyordu. Hürrem, Süleyman’ın kendisine olan zaafından faydalandı, Sadrazam Rüstem Paşa ile bir olacak Mustafa adına düzmece mektuplar yazdırarak Süleyman’ın öfkesini kabarttı. Sonuçta Konya’da aile efradı ile yanına çağırttığı Mustafa’yı boğdurttu. Pek çok tarihçinin belirttiği gibi Osmanlı için dönüm noktalarından birisi olan Mustafa’nın ölümüyle Mustafa kadar becerisi olmayan Hürrem’in oğlu Şehzade Sarı Selim’ine taht yolu açıldı.

    Sultan Süleyman aşk yerine mantığını kullansaydı, Mustafa’ya böyle davranabilir miydi. Sultan Süleyman da aşka yenik mi düşmüştü ?

    İngiltere Kralı 7.Edward, Wallis Simpson adlı bir tezgahtar kıza aşık oldu. Öyle bir aşktı ki heyecandan yerinde duramıyordu. Ve aşık olduğu kadının başından iki kötü evlilik geçmişti. İngiltere saray adetlerine iki kere boşanmış bir yabancıyla bir kralın evlenmesi tahttan feragat manasına geliyordu.

    Sonunda 7.Edward aşkını tahtına tercih etti. 325 gün kaldığı krallık makamından feragat etti.Mantık yerine aşka mührünü basmıştı. Ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Sonraki ömrünü Fransa’da sıradan bir insan olarak fakat mutlu bir şekilde geçirdi. Sizce Edward doğru yolu mu seçmişti ?

    1989 yılıydı.Bill Clinton evin üst salonunda karısı Hillary ile tartışıyorlardı. Hillary gözleri yaşlı ve öfkeli bir şekilde, kendisini aldatan Bill’den hesap soruyordu.Bill Clinton ise sakindi, artık aşkını saklamıyordu. Hillary’e iş kadını Marilyn Jo Jenkins ile birlikte olabilmek için boşanmak istediğini söylemişti. İhtiraslı bir kadın olan Hillary, Bill’in sözünü kesti. “Buna katlanacağım, sen önce vali olacaksın, sonra Amerika Başkanı ve biz bunu başarana kadar evli kalacağız”. Hillary’nin çıkarttığı yol haritası Bill’i heyacanlandırmıştı. Amerika Başkanlığı kimi heyecanlandırmaz dı ki ve Bill için daha cazipti.

    Bill, aşk mı mantık mı diye kendisine sorduğu soruda “Mantık” cevabını tercih etti.Hillary ile devam ederek, Amerika Başkanlığına ulaştı. Acaba ikili mantık temellerine dayalı oynadıkları oyunda mutlu muydular ?


    Sezar’ın ölümünden sonra boşalan iktidar koltuğu ikiye bölünmüştü. Marcus Antonius, Roma imparatorluğunun doğusuna hakimdi. Octavius ise Batı tarafına hakimdi. Ülke yönetimini bu şekilde yapıyorlardı. Marcus Antonius, Octavius’un kızkardeşi ile evliydi. Fakat Marcus Antonius’un karşısına Cleopatra çıktığında her şey darmadağın oldu. Antonius, Cleopatra için Octavius’un kızkardeşinden boşandı ve Octavius’la savaşa girişti. Cleopatra ve Antonius aşkı büyük bir yenilgi sonrası ikilinin ölümüyle son buldu.

    Marcus Antonius aşkını tercih etmişti. Ve tarihede, filmlere geçecek Cleopatra ile olan aşkını bırakmıştı.

    Aşk mı mantık mı ? ikilemi hepimizin olduğu gibi tarih boyunca birçok insanın karşısına çıkmıştır. Peki yapılması gereken nedir ? İşte buna karar vermek zor. Mantıklı olmanın gerçekciliğiyle; duygularla davranmanın hassasiyetiyle çelişir durur düşüncelerimiz. Bazen olmadık yerlerde görürüz kendimizi bir ırmakta akıntıya kapılmış olarak. Beynimizdeki yüzlerce soruyla döner dururuz. Hani derler ya “Kalbinin sesini dinle ama mantığını da bırakma” Sanki kolaymış gibi.

    Bir çok insanın verdiği cevap, duygularla hareket etmekten yanadır. Duygularımızla verdiğimiz kararlar mutlu eder etmesine de ya hayat şartları. Sadece sevgi kurtarır mı her şeyi... Peki sadece mantıklı davranmak ne kadar mutlu eder bizleri. Böylece insanlar düşüne dururken adına “Kader” denilen bir başka kelime çıkar karşımıza ve onun içinde buluruz kendimizi.

    Napolyon Bonaparte’nin deliler gibi sevdiği Josephin’e evlilik hediyesi olarak bir altın kolye verir. Kolyenin üzerinde birbirlerine rastlamalarının, aşklarının sebebi yazmaktadır. Tek bir kelime ”Kader….”

    Belki de bütün bu seçimler, yol ayrımları, tercihler Napolyon Bonaparte’nin madolyona yazdırdığı gibi hepimizin kaderidir.


    İrfan Hattatoğlu  

    ha bu arada bir başka yeşim var teşekkür etmek istediğim.  o da izmirden. Open-mouthed
    Ne yapayım hayatımda 3 yeşim var. hoş birine kuzen diyorum sadece.
    izmirdeki Yeşime aşağıdaki resmi bana gönderdiği için teşekkür ediyordum sahi ben.
     
    8/20/2007

    masum çocuklar

    .

     

    Çocuklar

    Çok hoşuma giden, daha doğrusu hoşumuza giden gözlemlediğimiz birşeyi yazacağım.

    Akşam yemeğimizi yiyiyoruz. Önümüzdeki masada yaşları 5-8 arasında 3 tane çocuk var. O kadar uslu uslu yemek yiyiyorlar ki, ve o kadar güzeller ki, bir yandan yemeklerimizi yerken bir yandan da onları seyrediyoruz.  en küçüklerinin nasılda kocaman karpuz dilimini ağzına tıkıştırıp, sonra ağzına sığmayan o kocaman dilimi nasılda o minicik elleriyle bastıra bastıra tıkıştırdığını , büyük bir keyifle izliyoruz.

    İşte tam o sırada babasıyla bir başka minik geliyor salona. babası oturuyor ve kızını oturtuyor masaya. I-ıh yeni gelenin gözü diğer masada. hemen kalkıyor ve bizimkilerin yanına geliyor. önce o karpuzlardan bi tane alıp ağzına tıkıştırıyor o da büyük bir keyif ve normal bir hareketmiş edasıyla. Sonra dönüyor bizimkilere gayet rahat

    "merhaba, benim adım Ayşe. Arkadaş olalım mı"diyorOpen-mouthed

    Olurrr diyor bizimkiler ve masadaki 4. sandalyeye yeni gelen hemen oturuyor. o kadar doğallar ki. Normal yani...

    Ve biz eşimle birbirimize bakıyoruz. Nasıl yani yaaa...

    İşte masumiyet bu diyoruz. Aynı senaryoyu büyüklerden oluşan bir masa için düşündüğümüzde.

    Öyle ya birigelip benim tabağımdan bir dilim karpuzu ağzına tıkıştırıp sonra "merhaba, ben bilmemkim, arkadaş olabilirmiyiz" dese. Kişi bayansa ,deli diye,bay ise adam sapık herhalde manyak derim.

    Aynı senaryoyu eşim için düşünüyorum hemen, aslında durum daha da vahimleşiyorSarcastic,ve sadece bayan seçeneği üstünde duruyorum, ama onda bile durum o kadar kolay diil çünkü eminim o önce karpuzu yiyen bayanın güzelliğine bakıp sonra karar verecekOpen-mouthed. Kriterlere göre ise binlerce senaryo üretilebilecek.
    ****
    sonuçta;
    küçükken arkadaş olmak daha kolay
    diğer herşey gibi
    ******
    Son söz: Tatil harikaydı.

     

    8/15/2007

    I hate shift+delete

    Bir süredir sevgili hocamla birlikte PPL düzeyinde uçuş bilgileri içeren bir kitap yazmak için uğraşıyoruz. Bu sebeple yazılarıma uzunca bir ara vermek zorunda kaldım. oysa hergünü ayrı güzel ve detaylarla dolu bir sürü gün geldi geçti. 
    bense bugün o güzel günler yerine bu süre içerisinde yaşadığım en kötü günümü paylaşmak istiyorum şimdi.
    Aslında yazının başlagıcından da biraz anlamışsınızdır sanırım.
    Evet yaptım. Hem de ben yaptım. Hem de göz göre göre yaptım. Bir başka dosyayı silmek isterken, hocamla üstünde günlerce çalışıp yazdığımız kitap dosyasını seçip shift+delete tuşuna bastım....
    Hakikaten kaynar sular dökülüyormuş insanın kafasından... neyse kaynak su yaralarının üzerine yanık kremi sürüp ne yapabilirime geçtim hemen.
    birçoğunuzun bildiği gibi bu tip durumlarda , yani bir dosyayı çöp tenekesinden silseniz bile o gerçekte silinmiyor. bazı recovery programları sayesinde geri getirebiliyorsunuz istediğiniz dosyayı. yeterki silinen dosya üzerine yeniden bir kayıt yapılmasın ..... vs. bu teknik konunun detaylarını isteyenler araştırabilir.
    Ne yapabilirim diye düşününce, aklıma ilk gelen bu işten en iyi anlayan Leo dur diye düşünmek oldu. Buradan kendisine çok çok teşekkür ediyorum. Elinden gelen hertürlü yardımı ve hatta programlarını hatta uzaktan yardım (kendimi casus filmlerinde gibi hissettim bu uzaktan yardım hikayesindeOpen-mouthed) . yani ne gerekiyorsa yaptı LEO. Ama olmadı işte.
    Sonra sevgili arkadaşım BAHMET(bilgisayarcı ahmet anlamında)
    sonra bizim şirketin bilgisayar uzmanlarıııı
    sonra....
    sonra....
    sonuç nafile.
    6 ay önce sildiğim resimler yada daha birçok dosya geri geliyor ama benim word dosyam ortada yok işte. Sorun ne biliyor musunuz.
    bilgisayarımdaki işletim sistemim vista, aradığım dokuman ise word 2007 ile yazılmış yani uzantısı doc değil .docx
    oysa hemen hemen tüm recovery programları eski  word leri buluyor. ve hiçbirimizde docx uzantısını bulabilen program yok.
    Bu durumda ben mi ne yaptım. Sevgili eşimle çıktığım tatilde bile yazabileceğim, aklımda kalan tüm detayları yeniden yazdım ve mahcup mahcup hocamın yanına gittim. Çok kızmadı ama şimdi herbir yazının sonunda ikinci yedek aldırıyor bana.Smile hatta geçengün yazdıklarımızı bir cd ye de kaydedip kendisine verdim. Anlayacağınız yoğurdu 2 kere üfleyip , üstüne üstlük bide buzdolabında bekletip yiyiyoruz.
     
    Bense, birdaha asla shift+delete kullanmamaya neredeyse yemin ettim.
    Şimdilerde bir yandan,
    kitabı yazmaya devam ediyorum,
    bir yandan yeni dersleri öğrenmeye çalışıyorum(özellikle meteoroloji),
    bir yandan yaklaşan sınavımın sorularını (soru bankasından)çalışıyorum, 
    bir yandan eşimle tatil yapmaya çalışıyorum.
     
    Bu ay sonunda sivil havacılıktan geleceklermiş. Hem yazılı sınav hem de kontrol uçuşu sonucunda karar verecekler. benden pilot olur mu olmaz mı diye...
    ha pardon bir yandan da sanki PPL almışım gibi cessna 172 ye adapte olmaya çalışıyorum.
    Tüm bunlardan ise şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor. Hayatta hem iyi hem kötü olduğum iki şey hem uçak hem bilgisayar galiba.
    her ikisini öğrendikçe , daha ne kadar çok şey öğrenmem gerektiğini görüyor ve hissediyorum çünkü. Ve de ne kadar aptalca hatalar yapabildiğimi...
    ÇOK ÇALIŞMAM LAZIM ÇOOOOOOOK
     
     
     
    8/13/2007

    KOKU

    Ben, 'koklanmayı' senden öğrendim;
    Ve de koklamayı! ..
    .....
    Ben, koklamayı; senin koklamalarından öğrendim...
    Ben, seni duymayı; beni dinleyişinden öğrendim...
    Ben, seni görmeyi; bana bakışından öğrendim...
    Ben, sana dokunmayı; bana dokunuşundan öğrendim...
    Ve ben...
    Ben, öperken koklamayı;
    Öperken beni koklayışından öğrendim...
    .....
    Ben, öperken koklamayı,
    Senden öğrendim! ..
      diyor Ayris
     
    ne de güzel  ve içtenlikle diyor hakikaten.
    Koklamaların ve kokuların en güzeli (bebeğiniz hariç) şüphesiz sevgilinizin kokusudur.
    oysa ben burada doğal kokulardan değil  yapaylardan bahsedeceğim.
    itiraf ediyorum ben hertür güzel koku ve parfüm hastasıyım. Yani ayakkabılardan sonra... neyse ayakkabıları geçelim.
    Konumuz koku idi.
     
    en son Buket Uzuner in istanbullular kitabını okurken, kitapta hafiften bir koku saplantısı hissettim tıpkı benim gibi. "Lavanta gibi kokan istanbul" dan ve freeshop ta paylaşılamayan kenzo dan. O kadar iyi anlayabildim ki, onları inanılmaz.
     
    Evet hergün duş alıyor ve değişik bir parfüm kullanıyorum ama kenzo yu nedense bir başka seviyorum. Küçük bir kızkan, süslü teyzelere ve ablalara özenen küçük bir kızken, o teyze ve ablalar işte aynı şimdiki kenzo gibi kokarlardı. Pudralı bir koku ve çok feminen. Büyüyünce öyle kokmak isterdim. Kokuyorum da:)
     
    kokuya bu kadar düşkün biri olarak elbette sevdiklerimi öperken, koklayarak öpmeyi seviyorum. Ama ne var biiliyor musunuz??
    Sanki ten kokularımız kalmamış sanki bize küsmüs gibiler. Kimse kendi gibi kokmuyor.
    kimse bunun farkına varmıyor.
     
    evet gerçek buu
    şu an evde her odada 18 dk da bir pııısssssssssst diye ses çıkarıp evi kokutan spreyler
    yatakta yastıkta deterjan ve yumuşatıcı kokuları hatta ben abarttığımdan dolayı "durance tender night" yastık parfümü, banyado kokulu sabunlar, şampuanlar vucut kremleri, yüz kremleri......vs
    benim abartmalarım hariç bunların birçoğu birçok evde var gerçekten.
     
    Peki tüm bu kokular varken, siz sevdiğinizin kokusunu gerçekten alabiliyor musunuz??
     
     
    7/26/2007

    uçacaksın uçacaksın

    εїз ѕємαятιzм εїз; --http://spaces.msn.com/semartizm68/

    Nasıl yaniii yaaaa???

    εїз ѕємαятιzм εїз

    Neyse canım boşver. Bak Ankara dan geldim ben bu uçakla.. Valla diyom yaa.. Hem de giderken de başka uçak götürdük. Bi daha ankaraya tek başıma gidebilirmiyim bilmem ama oradan uçak getirebilirim()gibi geliyor..

    εїз ѕємαятιzм εїз εїз ѕємαятιzм εїз

     

    ya bunca zamndır uçuyorum ve öğrenmeye çalışıyorum hala belki diyorum ne olacak benim halim .. oysa doğuştan yetenekli olanlar var.

    kanıt işte burda. tam benim kullandığım uçağın arkasında ki otların üzerinde uçuyordu bu kelebek.

    εїз ѕємαятιzм εїз

     

    Tamam tamam . Öğreniyorum işte. Gün gelir belkisiz , amasız uçarım ben de. Değil mi Ayla?

    εїз ѕємαятιzм εїз

     

     

    7/20/2007

    Atış Poligonu

    Son günlerde yazabileceğim onlarca olay ve duygu olmasına rağmen nedense birtürlü yazmadım,yazamadım. Kimbilir belki yazmak istemedim. Güzel , çok güzel oldukları için yazmadım belki. Kendi anılarımı, kendi duygularımı kendime sakladım. Çünkü biliyorum , hatta hepimiz biliyoruz ki güzel anılar güzel duygular hiçbir zaman başkaları tarafından ne hakettiği değeri görüyor, ne de...
     
    Kendi yazılarıma gelen yorumlardan bile bunu anlayabiliyorum.
    Mesela aşığım ve mutluyum desem bir yazımda, en fazla iki kişi yorum yazıyor.
    Ama aşığım , aşık olduğum adam beni terketti veya ne bilim beni aldattı çok acı çekiyorum canım yanıyor desem. diğerine nazaran en az 10 kat fazla yorum hatta mail hatta telefon geliyor.
    Hani hep duyarız, ve klişeleşmiş hale gelen. "insanlar acitasyona bayılıyorlar, o yüzden gazeteler 3. sayfa haberleri yapıyor ve hatta artık 1. sayfaya taşıyor, o yüzden sinemalar son yıllarda şiddet,vahşet,aksiyon ,korku temalarına ağırlık veriyor...vs vs.
    Yani arkadaşlar yazmadığım süre içinde hep ama hep mutluydum ben.
    Amaaaaa, ben yine de sizler için damar mı damaaaarrr yazılar buldum. Hiç merak etmeyin. Nereden olduğunu yazının sonunda göreceksiniz.
     
     

    semartizm 

     
    Aşk Üstüne
    Yine sensindir özünden ayrı kalan.
    O seni düşünmezken, sen yalnızlığına varırsın,
    incitirsin başkalarını.
    O yoksa hiç kimse yoktur, gecende, gündüzünde,
    açlığında, tokluğunda, su içmelerinde de..
    Bir tek sen kalırsın.
     

    Aşk`tan Öncesi:
    Yalnızlık, herkesten hızlı adımlarla kaçarcasına yalnızlık. Bir uçurumun kenarına oturmak gibi, aşağıya bakmaya korkar, direnir, en sonunda o uzun boşluğun çok da korkunç olmadığını görürsün.
    Sadece derinlik.
    İlk bakış zordur, bakana kadardır her şey. Düşesin gelir ve düşmeden orada öylece oturur kalırsın. Bir uçurumun kenarıdır yalnızlık. Gitmektir hep artan, öyle gidersin ki, gittiğin yerin dönülmez olduğunu sanarsın ve hiçbir zaman dönemeyeceğin kadar uzak değildir vardığın nokta.
     
    Aşk İle:
    Başkası için özünden arınırsın. O uçurumun kenarına yeniden dönmemek için, başkası için başkalaşırsın. Ona ait olmak için onun görmek istediği olmak istersin. Seni buna iten, içine düştüğün aşkın kutsallığıdır. Sırf onun için, özünü saklarsın. Özünden arınmak, aşık olunamayacak biri olduğundan değildir. Sadece onun düşlediği olabilmek içindir.
    Sen beyazı sevdiğin bir anda kendini siyaha tapar bulursun. Sırf o sevdiği içindir bu. Tüm gömleklerin siyah oluverir, en sevdiğin beyaz kaleminin bile içi donar, kışsa mevsimlerden, çekmecende unuttuğun kalemin. Siyah kalemlerle ona notlar bırakırsın, onu sevdiğini, onun sevdiği kalemlerle yazarsan, seni daha çok seveceği içindir bu.
    Aynalara daha sık bakarsın, hem güzelliğini hem içindeki aşkı yansıttığı için aynalara koşarsın. Hem onu hem seni görürsün. Her şeyi daha başkalaştırır aşk içinde olmak. Kokular, renkler başka tatlar biriktirir duyularında.
    Aklına düşmez olur uçurumun kenarları. Sırf oraya dönmemek içindir, bir başkası olursun.
    Ta ki yorgun düşene kadar. Seni yoran özünden arınmak değildir, tek başına arınmaktır aşkı zorlaştıran. Onun da senin kadar, senin için, senin istediğince olmamasıdır seni yoran. Kimse düşlediğine erişemez, aynı insanda, tüm beklediklerine, hiç kimse.
    İşte bu yorar kalbimizi, kendin için bir başkası yaratmak isterken, kendin de bir başkası olursun.
    Arınmak zorundasındır.
    Kokuları daha farklı duyabilmek, düşmemek için yalnızlığa ..
    Seversin, taparsın, ölürsün, yaşarken de ölür insan, en çok aşk içindeyken ölür. Binlerce ve gecelerce. Sırf onunla bir yaşam sürebilmektir; kimimiz için aşk.
     
    Aşk`tan Sonrası:
    Yine sensindir özünden ayrı kalan. O seni düşünmezken, sen yalnızlığına varırsın, incitirsin başkalarını.
    O yoksa hiç kimse yoktur, gecende, gündüzünde, açlığında, tokluğunda, su içmelerinde de bir tek sen kalırsın. Yalnızlık seni yorana dek, onsuz ve onunla yaşarsın her anını. Duyduğun müzikler, giydiğin siyah gömlekler, her şey onu hatırlatır.
    Gözyaşlarını sildiğin mendilin bile siyah olmadığına kahredersin. Onun sevdiği gibi olmadığından. Oysa o yoktur artık. Senin için her an, her yerde yaşadığın, hak etmediğin yalnızlığın bile çoktur ona.
    Sen böyle düşünürsün, arada bir gördüğün dostlarından da duyduğun budur. Sevgin mi fazla gelmiştir ona?
    Fazla mı tüketmişsindir her şeyini ve bu mudur onu sıkan şey. Ne çok sorular birikir kendinde. Sadece onun olmak mıdır, bir yerden sonra aşkı bitiren. Sadece onunsundur, her şeyinle, düşlerinle.
    O ise başkalarına ait aşklar peşindedir, neden? Ne kadar saçmadır (!) bir ömür boyu biriyle olmak isteği. Ve aşktan sonra hala onunlasındır, onunla kalırsın hem özünde hem özünden uzaksındır yine. Seni özünden uzak kılan tek şey kalır; O´na ait olmadan da, onunsundur her şeyinle. Yok mudur böyle sevgiler? Her gün aynada gördüğüm. Aynı şehirde yıllarca uzaktasındır ondan, onun haberi olmadan. Kısacası aşktan öncesi, aşk ilesi ve aşktan sonrası varsa bir insanın işte onun duyduğudur AŞK.
    Gerçek ve ölümsüz aşk ..
    Her şeyin yarısını yaşadığın, yarım kaldığındır aşktan sonrası.
    Aynalarda bedeninin yarısını gördün mü sen hiç?
    Sen aşksın: yaz kendini.
    Beyaz kalemini çekmecelerde unutma hiçbir zaman. İncinirsin! ..

    Mutlu olun & Sevilin ;)
    yazının orjinal hali için burayı tıklayınız
     
    Cesaretiniz olduğundan emin misiniz?
    Bazı şeyler cidden yürek ister, ciddi bir cesaret ister. Bungee-jumping, rafting, paraşütle atlama gibi sporlardan bahsetmiyorum. Onlar başka bir şey. Macera tutkusu, cesaret, atılım gibi. Ama asıl yürek isteyen şeyler aslında bunlar değil.
     
    Aşık olmak ciddi bir yürek işidir. Herkes size karşıyken kendi düşüncenizi savunmak da yürek ister. Her zaman çok kaygan bir zemin olarak adlandırılan ve asla dostluk olamayacağı söylenen iş hayatında da birilerine güvenmek, doğru bildiğini söylemek yürek ister. Tüm bunlar için deli cesaretine ihtiyaçınız yok. Temiz bir kalp, hayata doğru bir bakış açısı ve ilke ve prensiplerle yaşamak arzusu tüm  bunlar için yeterli aslında. Her ne olursa olsun kendinize yabancılaşmamak adına çok da önemlidir ilkeli olmak.
     
    Özellikle işyerinizde profesyonel olmanız beklenir. Bunun anlamı herkesin yüzüne gülmek dost geçinmek, politik olmak, yalan söylemek, insanları şikayet edip, arkalarından konuşmak, sorunları görmezden gelmek, hataları insanların yüzüne değil arkasından dalga geçerek söylemek yani kısacası işi, hayatınızın merkezi kabul edip, kendiniz dışında herkese zarar vermektir profesyonellik. Sanırım olgun olmanız da profesyonel olmanızla alakalı bir şey. Hayatınızın merkezinin iş olması beklenir sizden. Hırslı olmanızı isterler. Kavga, kan, şiddet, gerilim görmek isterler. Bu yüzdendir ki kışkırtılırsınız, konuşturulmaya çalışılırsınız ve eğer iş zerre kadar umrunuzda değilse, dostlarınızı asla satmayacaksanız, doğrularınızı her daim söyleme niyetindeyseniz, üç kuruş için ilkelerinizden vazgeçmeyecekseniz işiniz çok zor. Ve işte o zaman hakkaten çalışmak ciddi bir yürek işi haline geliyor. Çünkü cehenneme dönüyor yaşantınız daha da önemlisi ufacık bir sorun için kalbinizi kırdıklarında yada başkasının kalbini kırdıklarında 'ne var ya? telafisi olmayan tek şey ölüm, değer mi her sorun çözülür nasılsa' demek geliyor içinizden. Hastalığın, yokluğun, insanalrın kötü zamanlarının kullanılmaması gerektiğini öğrenmişseniz, bunlara saygı duymayanları görünce tepeniz atıyor doğal olarak. Tabi ki iş önemli ve tabi ki görevler yapılmalı, kimse suistimal edilmemeli ama nereye kadar ve neleri feda ederek?
     
     
     
    buraya kadar zevkle okuduysanız, yazının devamı için buraya tıklayınız
     
    7/16/2007

    doğumgünü

     
     
     
     
    .

     

    Doğum

    günüm

    kutlu olsun

    6/29/2007

    günlük

    yıllar önce bir arkadaşım göndermişti. bugün bilgisayarımı karıştırırken buldum
     
    Kadının Günlüğü
    Bugün üç yıl bitti. Onun karşısına gelinlikle çıktığım günkü kadar mutluyum.
    Tanrım, onu ne kadar seviyorum. Mükemmel bir erkek,cazibeli, yakışıklı, anlayışlı,sevecen, her şey var.
    Bugün Cumartesi,bıraktım arkadaşlarıyla eğlensin. En sevdiği yemek olan pastırmalı Kurufasulye ile pilav yapıyorum. Pişti, demleniyor.Banyo yaptım, en sevdiği kıyafeti giydim. Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacağız..
    Eve geldi sonunda. Beni öpüşü biraz soğuktu, aklı başka yerde sanki. Aman Tanrım, yoksa? Tüm cilvelerime rağmen, bana yanaşmadı. Arkadaşlarıyla ne yaptığını sordum, ağzında birşeyler Geveledi. Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibi oldu, ama hala dalgın,hala uzak,hala kabuğuna çekilmiş.
    Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor.Benden genç mi acaba? İşyerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın?
    Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken, artık dayanamadım "neyin var?" diye sordum. Gülümsedi, zoraki bir gülümseme, acı dolu, uzaklık dolu.. "Yok birşeyim" diye geçiştirdi.
    O gürül gürül yanan aşkın bu kadar çabuk biteceğine inanamıyorum, daha dün bana ebediyete kadar benimle olmak istediğini söylüyordu. Bugün aramızda iletişim kopukluğu başladı bile.Belki de kilo alıyorum.
    Çok mu vır vır yapıyorum? Elini tuttum. Elimi okşadı,ama eller hissiz, parmak uçları soğuk... Stepe başlasam?
    Yalan, yalan, yalan. Kendimi kandırmaktan başka bir şey değil bunlar.
    Bitti...Bittti...Bitti. Tanrım, ölmek istiyorum. Kendimi son kez onun kollarına attım. Ağlaya ağlaya uykuya dalmışım.

    Erkeğin Günlüğü :
    Öff be,bizim takım yine yenildi. Ama, kuru fasülye güzeldi haaa...
    6/25/2007

    hayal-hayal kurmak-fantazi

    HAYAL NEDİR? sorusuna verilen cevaplar:
    Zihinde tasarlanan canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şeydir.
    Gerçek olmayandır.
    "Bir şeyi olmadığı gibi görme" sanatıdır.
    Bir kız ismidir.
    Asla elde edemeyeceklerin için çırpınmaktır...
    Seni özgür kılan şeydir hayal..
    Asla gerçekleşemiyeceğini düşündüğün,keşke olsaydı dediğin imkansıs düşüncelerdir..
    Hedef belirlemede yardımcı olan beyin kurgusudur.
    Gerçeklerin tatmin etmediği noktada beynimizin pansuman için ürettiği sanrılardır.
    Hayal kahvesi tutkunlarinin  mekani anlatirken kullandigi kisaltmadır.
    Pek çabuk ve kolay kırılabildiğinden sağına soluna "handle with care" yazılması gereken, fazla sık tüketilmesi sağlığa zararlı olan bişeydir.
    Birçoklarında sadece hayal-kirikligi olarak bununan $eydir.
    Üzerine bir çizgi çekilirse hayat olur..
    Yalnızlığını paylaştığın dostundur.
    İki çeşittir hayal.Biri geleceğin müsveddesidir.İnce ayrıntılarla bezenmiş bir labirent oyunu.Labirentin farklı yollarının planlanmasıdır.Bir projeksiyondur hangi yolda ilerleyeceğine dair.Geleceği yaratmada tanrının sana biçtiği paydır hayal.Ee madem ki bir gelecek var müsveddesini de çıkarmak lazımdır temize çekmeden önce.Unutmayın.Herşey gerçekleşmeden evvel sadece bir hayalden ibaretti.
    İkincisi ise isyandır.Bedeninin içinde bulunduğu sistemi ruhunun kaldıramadığı,kabullenemediği anlarda ortaya çıkan bir çığlıktır.Kimi zaman bedeninin şartlarına değil ruhununkilere itah olunmuş detaylı,mantıklı, alternatif bir sistem olarak ortaya çıkar.Ya da mantık üzerine kurulu sistemin karşısında umutsuzca varolmaya çalışan kesik kesik,saçma,uçuk isyan çığlıkları olarak tezahür eden kumdan serpintiler eser beyninde.Ruhun doğal hakkı isyansa kendisi için olmayana...
    Hayal, yaşanan gerçeklerden uzağa doğru çıkılan bir yolculuk değil midir sanki?
    Kırmızı elbiseme sığmıyor hayallerim...
    İnsan beyninin sonsuzluklarıyla sınırlı birşey,

    Peki HAYAL KURMAK NEDİR?

    Gelişmiş canlıların deneme-yanılma yöntemine maruz kalmamaları için sahip oldukları yetenek. bir çeşit simulasyon...
    Hayal kurmak onurudur ruhun bedene karşı olan savaşında!!!
    Geleceği kurmak için ona ihtiyacımız vardır. onsuz kendimizi akışa bırakırız, gelecek üzerindeki denetimimiz ortadan kalkar.
    Her yetenek gibi kötüye kullanılabilir, boşa harcanabilir.
    ''olan'' dünyadan kaçıp ''olması istenen'' dünyaya girme hali. Her istenilenin gerçekleştirilemediği gerçek dünyada istekleri tatmin için gidilebilecek en masum en zararsız ve en güzel yol.
    Kişiyi alıp götüren, sevindiren, coşturan, ayaklarını yerden kesen, fakat gerçekleşmediğinde üzen, yıpratan, gerçekçi olunması gerektiğini akıldan çıkartmamamızı hatırlatan eylem... iyidir, dozunda kaldığı sürece denilebilir...
    Olmayacak dualara amin deme isinin zihnen sanal bir ortamda gerceklestirilmesi, bir nevi zihindeki gole maya tutturma calismasi.
    Yaşamanın güzelleştiği anlar yaratmanın kısa tanımı
    Kurarken her zaman gerçekleşmesi ihtimalini de gözönünde bulundurmalıdır insan, çünkü kişiyi sudan çıkmış balığa çeviren, afallatan ve ağzına sıçan hayalin gerçekleşmemesi değil gerçekleşmesidir. Kurarken nasıl olsa gerçekleşmeyeceği varsayımıyla kurulmuştur çünkü; hayalin gerçekleştiği senaryo hiç aklımıza gelmeyen, başımıza bela açacak durumları/halleri barındırır. Sanırım insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir; hayal ettiğiniz ve gerçekleşebileceğini hiç umamadığınız güzellikte bir şey hayatınızın içine edebilir, "ama, fakat?.." şeklinde ortada kalabilirsiniz. Dağlara taşlara.

    FANTAZİ NEDİR
    Sonsuz sınırsız, değişik heves, düşünüş, hayal diyor sözlükler,
    Hayalin ecnebi karşılığı fantazidir... yani bir karşılığı da budur... fantazinin bizdeki karşılığı nedir? tamamen sapmıştır anlamından... yani diller arasındaki etkileşim farklı
    Belden aşağı düşünme durumudur ki hemen hemen herkesin aklına nedense ilk bu gelir.
    Fantazi kumas..
    Bir de fantaaazi olarak uzatıla uzatıla okunur ki...
    Fantazi muzik fantağzi müzik" şeklinde okunur. Prensi bol olan muzik turu.(bkz: fantezi muzigin prensi)


    Görüldüğü gibi benden önce birçok insana sorulmuş bu soru ve alınan cevaplardan bazıları yukarıda. Tek bir siteden alıntı yapmadığım için bir adres veremiyorum. Google dan arama yapan herkes bu sonuçlara rahatlıkla ulaşabilir. Ama  bir adres de var ki vermeden edemeyeceğim

    Hayaller ve sevgiler… Bazen biri birinden ayrılmayan ikili, bazen biri birinin panzehiri.
    diyor. Varın okuyun siz karar verin.

    Bana gelince,
    bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde ve henüz hiç bir araştırma yapmamışken, ben bu konuda neler düşünüyordum acaba?Aslında 3 aşağı 5 yukarı benzeri şeyler gibi görünse de pek de aynı düşünmüyorum. olayı anlatmak için hatta bir örnek de vereceğim.

    Uçma hayali ve uçma fantazisi

    Bana göre hayal, hayatımda olmayan, olmasını arzu ettiğim şeylerdir ve herzaman gerçekleşme ihtimalini içinde barındırır. Uçma hayalim vardı ve şu an halen uçak kullanmayı öğrenmeye devam ediyorum yani uçuyorum.

    Fantaziler ise zaten asla gerçekleşmeyeceğini bildiğim ama istediğim şeyler olabilir ancak ve onları kendi sanal dünyamda canlandırabilirim. Rüyalarımda uçarım bazı geceler , bazen bir yamaçtan bazen yüksek bir binanın tepesinden, tıpkı bir fantastik öykü misali. Uyandığımda bilirim o bir rüya. Ama yine de hoşuma gider , gözlerimi kapar uçtuğumu düşlerim, nedense uçarken kendimi küçük bir kız olarak düşler, kah doğduğum evin üstüne, kah yemyeşil uzanan çayırların üstüne bir masal kahramanı edasıyla salınır, ılık rüzgarı hissederim adeta tenimde. Elbette daha birçok fantaziler yaratır beynim , hepsinin detaylarını burada yazmam hem anlamsız hem sıkıcı hem de yersiz olur. O yüzden fantazileri bu kadar yazıp, gerisini sizin kendi hayal gücünüze  bırakıyorum. 

     

        

     

     Bana göre hayal, hayatımda olmayan, olmasını arzu ettiğim şeylerdir ve herzaman gerçekleşme ihtimalini içinde barındırır demiştim. Ki bu dünyada hayal edip de kavuşamadığım 1-2 şey dışında, bazen hayallerimin ötesine bile kavuştuğum oldu. Ve işte bu hayallerin gerçekleşip gerçekleşmemesi de beni mutlu ya da mutsuzluğa iten sebepleri oluşturdu. Zamanla mutluluğun, her istediğine istediğin anda sahip olmadan da olabileceğini öğrenmeye çalıştım. Dikkat edin, öğrendim demiyorum, çalıştım diyorum. Çünkü hala mutsuzluğumun patladığı ve herşeyi örttüğü zamanları yaşadığım anlar oluyor. Ne yazık! İnsan bir noktaya fikse oluyor ve ona üzülüp hayıflanırken hayat geçiyor. Diğer güzellikleri kaçırıyor. Şimdi yaşamadıklarımın acısını çıkarıyorum bir taraftan. Bir taraftan hayatı yakalıyorum yeniden. Kendim için yaşamaya çalışıyorum. En çok kendimi seviyorum. Bilmiş bilmiş konuşuyor gibi görünebilir oralardan ama biliyorum ki konuşuyorum yada pardon yazıyorum.

     

     

     

    Evet biliyorum. 
    2003 yılından bu yana onu düşünmeden geçirdiğim tek günüm olmadı çünkü. Ağladığım günler oldu.Çoooooooook.
    Kimselere birşey söylemeden daldığım, boğazımın düğümlendiği, içimin acıdığı...
    Kimselerle bu konuyu konuşamadığım oldu...
    Soranlara kızdığım, yada saçma cevaplarla geçiştirdiğim oldu.
    Unutamadım. Haketmedim. En kötüsü affedemedim. Ne kadar denersem deneyeyim affedemedim. Vazgeçtim artık anladım affedemiyorum.
    Kendime kızdığım oldu. Güçsüzlüğüme, çaresizce boyun eğişime, bu kadar çok sevmemin bedelinin bu kadar çok ağır oluşuna kızdım. Hala kızıyorum kendime. Ve bunları yazarken hala ağlıyorum ya, işte ona da kızıyorum. Ama nasıl ve nedense ilk kez yazıyorum işte. Belki de isyanıdır bu ruhumun bilmiyorum. bunları yazarken şu an tutamıyorum kendimi. Gözyaşlarım sel oldu akıyor yine. Siler miyim bu yazdıklerımı yoksa yayınlama cesaretim olur mu onu da bilmiyorum. Neden yazıyorum gerçekten bilmiyorum. Oysa bir süredir yani uçak kullanmaya başladığımdan beri azalmıştı acım.
    ~✿~ εїз ѕємαятιzм εїз ~✿~
    •.♥.•Pidd@•.♥.• bu işte senin de payın var , oysa hayallerle ilgili bambaşka şeyler yazacaktım.
    Çok uzatmayacağım. Süslü kelimelerle ifade edecek halim yok şimdi.
    Garip bir hayatım var benim, birçok kadının hayal bile edemeyeceği güzellikleri içinde barındıran. Hayal etmediğim, aklıma gelmeyen ama sahip olduğum maddi manevi çokkk şey.
    Hayatımda bir tek eksik şey var.

    Anne

    diyen bir ses.

    ♥Anne♥
    ben o sesi hayallerimde yaşatmaktan vazgeçmedim...
    εїз ѕємαятιzм εїз; --http://semartizm68.spaces.live.com/